gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2008 Cumartesi

büyü tozu


kelebek kanatları
-
yaprağın renkleri
-
çöken medeniyet



mutlak gerçeklik parça parça soyuluyor şimdi gözlerimden,
gözlerim hergün daha yakınlaşıyor gerçeğe ve her an daha ışıldıyor ruhum, uzaklaşırken onlar
duvarlarıyla gözlerimden.

tüm şehir yavaş yavaş düşüyor görüşümden, bu koca rezil gezegen yerle bir oluyor, galaksi sistemi parçalanırken sonsuz parçacığa gözlerimde yeni bir yaşam diriliyor... gözlerim ütopya kokarken beliriyorsun görümde, derken beynimdeki bulanıklık duruluyor birden, gözlerimin ve zihnimin silinmesi sonucu gelen satori bu;

gözlerim silinirken sis perdesinin kalkması,
zihnim silinirken yıkılan duvarlarla birleşiyor
,,,

(sen içimde benlen birleşiyorsun.)

ilahi bir ışık yayılıyor tüm varlıklardan, nesneler katlarca parlaklaşıyor, gözlerim masmavi safi akıyor, ruhum şeffaf, su'laşıyor ve bedenim sevişirken tüm bu oluşla salınıyor gözlerim güneşle oynayan küçük bir yaprağın peşinde. büyülenmiş renkleri izliyorum, sarının, yeşilin, kırmızının ve pembenin hiç görmediğim tonları yaprakta hayat bulurken içinden ateş fışkıran gözlerimin toprağa bir damla yaş düşürdüğü yerde, gökyüzünün tüm renkleriyle bir tanrıça kelebek doğuyor.

(gökyüzünün tüm renkleri senlen bir ebru oluşturuyor içimde,
tenin

tenime değiyor.)

kelebeğin kanatlarındaki sınırsız renkler bir ebruyu oluştururcasına dolanıyor birbirine, kelebeğin kanatlarındaki sınırsız renkler bir ebruyu oluştururcasına birbirine dolanıyor ve bir koca gri kent kapkara patlıyor görüşümde,

(görüşüm birbirine girerken
bedenim bedenine yapışık inliyor

gökyüzünde.)


kentin enkazından gri bulutlar yükselirken yapraklar yıldızlara karışıyor, kelebek yükseliyor ve yıldızlara varan kanatlarının yapraklarla sürtüşmesinden ışıltılar saçıyor.

(kelimesiz kalıyor ağzım ağzına değdiğinde,
tüm kelimeler

gereksiz kalıyor teninde.)


ayaklarımın altında delice patlamalar oluyor, tüm evren birbirine karışıyor, uygarlık tüm izleriyle usul usul siliniyor yeryüzünden ve tüm tarihlerin yalanları toprağa dökülüyor.

(ellerin bedenimi çizerken kalemleriyle,
gözlerinde yeni bir tarih doğuyor
...)

haiku denemeleri--






su damlası akarsa
sonsuza ışı ışı
yağ okyanusa dolmaya

------

kar altı çiçeği
parıldar ancak
karla bütün olunca

------

tepedeki sursuz düş
yeşil bir damar
akar gölgemden göz görüş

"nimet il nisyan."*




"nimet il nisyan."*

zincirler inşa edenlerden değilim bedenler arasına, bedenimi zincirlemek niyetinde hiç... iç'nin zincirlenmezliğini bilenlerin kayıtsızlığındaki ruhumun yaşadıklarının esri mi bunca paranoyaklaşımlarım veyahut tüm'nü özleyen ruhumun hapsedildiği gölgeler dünyasının üzrindeki dolaşımı mı bunca yaşa'mım...

sorularım cevaba yönelik değil uzak -di'li geçmişten beri adam
soru işaretinin öneminin kayıplığında

kendimsil bir alfabede kendimsil cümleler yalanlıyorum yalnızca


şimdi sen,

bana yalanlar söyleme adam,

bana
cevaplar verme.

binlerce yaşa' yaşamışlığımla durduğum bu ayaklar üzrinde ayaklarımı yıkmak istiyorum yalnızca. yaşa'larım kafidir inanmadığım bu bedende sürdüğüm bunca hayal, kafidir bunca an'm, kafidir dokunmadığım sonsuzluğum, göremeyen gözlerimin çabası kafidir, bilemeyen tinimin bilmezliği kafi ve kafi. dir. almadığım sol. uk. larım.

ol. uk ol. uk k.an'mı iç.en adamlar ve kadınlar
kafi

...
..
.


diyebilirim rahatlıklan adam, zira
binlerce cümlemden daha az veyahut daha çok yalan değildir bunlar
da
.

bağsız olmanın istemiydi bu aritmatiği unutuşumdan bir kutsal kitabın kaçıncı sayfasına denk düştüğünü bilmediğim an'larım. -burada kullandığım çoğul ek'ni bağışla, lakin belkim tek'e ulaşabilseydi bilinmeyeni ardışık sıralı ayetsel denklemlerim, bu yalanları bile saymakla uğraşmayabilirdim sana.- gözlerimdeki maden oranını azaltma istemi diyenler de var çabalarıma, ki kabulümdür hiçbir denenin vermeyişini bilen bir ruhça. ve hatta kabulümdür koydukları tüm isimler ruhuma, kabulümdür kükürt kokan -lerce üzrime edilmiş küfür ve kabulümdür pıhtısı kan kurumuş jilet yaralarım, ki çokca severim her yar'ılmışlığımdan akan duraksız kanlarımı.
kabulün umursamazlığın dölü oluşunun farkındalığından beridir adam,
ağzım yoktur reddedeşmeye

ki en büyük kabulüm kendimdir kendimsizliğimle.


tomurcukta değil, yaprakta görenlerden oluşa özeni zihinsizliğimin bilincinden gerisinde değildir her uyanışta daha dumanlaşan, bol çürüklü ağız kokum lakin damarları kangren bir bilincin iyeliğinden midir sektesiz yok oluş düşlerim, tüm damarlarımdan akan kanın her doğumumda tekrar katıksız çekilişinden midir bedensiz düşüşlerim...

düşüşlerim beni yok etmeye yetersiz kaldı adam,
b.i.r'liğn özleminden düş-sem kafi gelir mi
...


(* unutmak nimettir.)

yol



gitmenin sonsuz arzusu tinimde. damarlarım akın akın işgal altında. benliğim vicdanın reddinde. ışın ışın tek bir arzu ele geçiriyor yanlarımı; yol.

yolda olmanın içine düşmeyenleri bilmezler, yol seyahat değildir, gidiş, varış amacında değildir ve yol tıpkı hayat gibi sonsuzdur. eylem yolda olmak, sebep, amaç, arzu... yolda olmak ve bunun ötesi yok.

yol bir kez seni ele geçirdiğinde dönüşü yoktur. ruhuna sonsuz junk gibi giren yol, seni kendine bağlarken esirsizliğin, sonsuzluğun ve -sızlığın kapılarını açar. bir algı olayıdır tüm olan biten der nice kutlu kişilik, bir algı olayıdır yaşam ve yol, algını açan, betimleyen, betimsizleştiren, sınırsızlaştıran, seni özgürleştirendir ki tüm bunlar yaşamsal pratiklerin gerisine dairdir zira bu yüzdendir yol'un algılanmayışı tüm bedenler tarafından. bedeni yıkmak demek maddenin aşımında koca bir adımsa ve ki maddeyi aşmanın hiçbir anlam taşımadığı ruhlar -ki onlar ruhlarını ve bedenlerini birbirlerinden ayırdıkları gibi ruhlarını da maddeleştirerek kendilerine en sonsuz duvarları inşa edenlerdir.- asla algılayamayacaklardır gerçeği ve gerçeğin her -defasında- yolda keşfini.

yol sahipsiz ve aitsizliktir zira yolda yaşam bedenen ve ruhen dokunmamak, akmaktır. akmak ki suya özgüdür ve su karşısına her ne çıkarsa çıksın saf varlığından bir şey kaybetmeden kendi kalandır. yol su olmaktır ki bu varlığın maddesel ilk izdüşümüdür aynı zamanda; rahim boşluğundaki salıntısını özleyen bireyin nihai yönelimidir yol.

ve bu nedenledir ki toplumun 'sıradan' bireyinin de yaşamının sonuna dek süregiden özlemidir yol, onu kuşatan binbir duvar içinde -ki bu kuşatmanın epeyce önemli yapıtaşı ailedir.- toplumun ona sahip olmasını imlediği onlarca şeye sahip olsa dahi mutsuzluğun onu sarmasının nedenidir. sonsuza dek rahmi özleyen insan, toplum normları içindeki yaşamında akamaması, akışın içinde kendini akışın bir parçası, kendini akış hissedememesi sonucunda o arayıştan bu arayışa sürükleyip yolu arayacak, rahmini özleyecek, mutsuz olacaktır.

yol bireyin kendini varlığına en yakın hissettiği'dir, rahme dönüştür ve yol, birey varlığının en nihai amacı, özüdür.

"çünkü yol, hayattır."
jack kerouac - on the road

su'ya arizu



arizu, gel buyur pencereme. görümün dibinde ışılda sonsuzlukta.

arizu, gir boşluğuma. boşluk ki yokluktur. boşluk ki yoktur ve boşluk herdir. tüm safi boşluktur. gir boşluğuma. salın. dolan. sarım sarım sarın kadınsız kadınlığıma. kesiklerimi dilinle diktikten sonra yık, yak ve yok et tenimi, bedenimi,

benim bedensiz olmam gerek.


arizu, kurban et bileklerimi güneş tanrıya. bileklerimden kes gövdemi, parçala, şırıngala. şırıngaylan kendini aşıla sonsuzluğuma. sonsuzluğumu sonsuzluğunla dölle. rahmimi al arizu, verimliliğimi kurut,

benim doğmam gerek.


arizu, oyduğun etimden akan kanı iç damarlarınla, vicnanamı kır, kaybet, bağla bağsızlığa. sıyır damarlarımdan ezberlerimi, ayrıştır etimi namamdan, rupamdan ötede. sıkıştıdığım uzaysal kütleyi yık, böl, parçala kollarında, bedenimi kirlet,

gövdemden berisini görmem gerek.


arizu, muma ulaşmam gerek,
gölgelerle sevişmiyor nice gözlerim,
upadanamı aşmam.

arizu, bilgiyi ver bana, görümün açılışını kutsa dumanınla. sayfalarımı yırt, yapraklarımdan köküme var, köküme sutralar oku, doku, dokun. dokun dokunmadan arizu, tenime teğet geç, tenimi geç, tenimden geç, gir içre, gir içime arizu. içimi sil, dağıt, kes. kes parçalarımı.


parçalarımın tüm olması gerek.


arizu, bil, bil bilgisizliğimi, bil hiçliğimi, bil beriliğimi, görüntüyü karart, mağarayı yık, platon'u içeri tık arizu! ...

bana gerçek gerek.


gerekliliklerimi yok et arizu, şartlarımdan sıyır eylemlerimi, eylemsizliğe vardır bedenimi, gereksizliklerden arındır ruhumu. ruhumu serbest bırak arizu, sürgün et zincirlerimi, zihnimin oyunlarını boz karanlığa vurdur.

beni junkla arizu, beni junklan kutsa.


isimsiz isa'yı uyandır özümde. golgatha'dan kurtar gözlerimi, çarmıhımda çivi ol arizu. çarmıhımın mıhını tao'nun lotus'u kıl. bedenimi kölen kıl arizu, soy bedenimi ben'imden, tinimi su'ya bırak.

bana şarap ver arizu, bana şaraplan kan ver. kanımdaki şekeri çek beynimden, meskalinim ol arizu.

benim karanın rengahengini görmem gerek.


arizu, yol ver bana, şerit çek içime, ray ol, yol ol arizu, beni yol kıl.

gitmem gerek.


arizu,
çöz beni,
erit,
ak içime,
ak akışkanlığıma arizu,
akı'da buluş benlen.
uçu'da buluş.
uç.
uç benlen.
su'su' uç benlen arizu....



ben'm mokşa olmam gerek
---------------------
.!.
.


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
* vicnana: şuur, bilinç
* nama, rapa: ad, biçim
* upadama: varlığa bağlanma
* mokşa: özgürlük

isa'yla konuş


sen kara miladı insanlığın, tanrı aşkına söyler misin bana insan nasıl olur da 'benim' der bir insana ve lanet olasıca zorundalıklar sürüsü nasıl da bu denli mert dolanır bir insanın yamacında

ah isa, in artık şuraya. öbür yanağı dönme değil, kalkan ellere dur deme vakti şafakta.

isa yardım et ruhuma. müridin olmadan seni anlayanlara bir kapı sun zira

ayaklarına düşenlerde binlerce masa, binlerce kapı. hepsi kılıçlara varası.

isa lanet olsun her köşe başı golgatha. blake de yok ki bana anlatası.

isa senden sonra kadınlar içlerinde dölledi çarmıhları

suni doğum oranları geçerken doğalları

miras kavgalarıydı karı kocaların yatak odaları.

isa blake mi senin tanrın, sen mi blake'in söyle lan bana



haiku denemeleri--



buddhi jack ve mistik jim'e...

yağmur damlası
okyanusa karışmıştı jack
özledim seni de jim'i de

----

simyacı şair jim'e...

ah jim halen göğe
bakmak için
kafalarını kaldırıyor bunlar!

----

okyanustan ayrı değildi-r damla
göz görebilse-ydi
okyanusu

----

çöl leoparı old bull lee'ye

ulaştın mı gerçeğe
ayak parmaklarında
saatlerde

----

tanrı blake'e...

gravür göğü gösterme sanatıdır
kara orkide
çıplak bahçede eşiyle